Zaroğlu:Teslimiyetçi politikalara artık son verilmeli

  Zaroğlu:Teslimiyetçi politikalara artık son verilmeli

YDP Milletvekili Bertan Zaroğlu, Rumların vatandaşlık vererek nüfuslarını sürekli artırdığını dile getirerek, nüfus farkının giderek açıldığını kaydetti.

Nüfus oranında Türk tarafının aleyhinde gerileme olduğunu dile getiren Zaroğlu, müzakere masasında Cumhurbaşkanı’nın bu konuyu gündeme getirmediğini belirtti. Kıbrıs’ta Türk nüfusunun artmasının Rumların korkulu rüyası olduğunu dile getiren Zaroğlu, artan nüfusun demokratik yapıyı bozduğunu iddia edenlerin Rum nüfusunun artmasından şikayetçi olmamasını eleştirdi. Teslimiyetçi politikalara artık son verilmesi gerektiğini dile getiren Zaroğlu, garanti ve ittifaklar konusunun tartışmaya açık olmadığını söyledi. Cumhurbaşkanlığı örtülü ödeneğinin Anayasa’ya aykırı olduğunu savunan Zaroğlu, milyonlarca liranın denetimsiz şekilde harcandığını iddia etti.  Anayasa’ya aykırı olarak devletin parasının harcandığını iddia eden Zaroğlu, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın devletin parasının hesabını vereceğini yönünde açıklaması olduğunu söyledi. Zaroğlu bu ödeneğin kullanılmasının hukuk dışı olduğunu ve bu yanlışlıktan derhal dönülmesi gerektiğini kaydetti. 

Zaroğlu'nun meclisde yaptğı konuşmanın tam metni:

 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...

Bugün bilindiği gibi,
görüşülen bütçe Cumhurbaşkanlığı' nın bütçesidir..

Ancak;
bütçe rakamlarından daha önemli olan,

gelmiş- geçmiş Cumhurbaşkanları' nın yürüttüğü ve
50 yıldır aşağı yukarı süren müzakere sürecidir..

Dolayısıyla;
burada kürsüye çıkan arkadaşlarımız da,

ağırlıklı ve haklı olarak,
hep bu konuyu tartışmaktadırlar..

Çünkü bilindiği gibi;
ANNAN PLANI
REFERANDUMUN DA, HAYIR OYU VEREN Rum tarafı..
Hep kaçıyor,
hep zamana oynuyor,

sanki olası bir anlaşmaya
'EVET DİYECEKMİŞ'
gibi yapıyor,
ama

son dakika da,
tabir- i caiz ise bir bahane bulup, hep kıvırıyor..

Çünkü;
Rum tarafı çok iyi biliyor ki;
daha önce de defalarca,

bu sondur...
Bu son süreçtir
denilmesine rağmen...

Bunun son olmayacağının farkında olduğu için,

hep aynı oyunu oynamaya devam ediyor..

Değerli arkadaşlar...
Bu bağlamda; güney komşumuz, Bize nazaran
çok daha planlı ve programlı hareket ediyor..

Rum tarafı
her yıl önemli bir kitleye vatandaşlık verirken,

bizim tarafta ise,
YASAL HAKLARI olan kişiler, YOK SAYILIYOR!..

Üstelik,
RUM TARAFI bunu, belli bir sistematiğe bağlı olarak yapıyor..
Nasıl olsa;
AB' ye de girmiş
olmasına binaen,
güneyde
kendi kurdukları devleti,

kendileri tek başına
kontrol ettikleri için,
raklamlar ile de istediği gibi oynuyor..

Başka bir ifadeyle;
yüz binlerce Yunan..
Yunanistan’dan gelen,
yüz binlerce Pontuslulardan,

ayrıca ve özellikle
Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonra..

Yine son dönemlerde

Ortodoks dinine mensup Rusya’nın çeşitli bölgelerinden gelenlere..

Sürekli olarak vatandaşlıklar veriliyor.

Neticeten,
1960 dan bu yana geçen
süre içerisinde,

yaklaşık 250 bin kişiye, vatandaşlık verilmek suretiyle..

Güneyin nüfusu tedricen arttırılıyor..

İşte tam da bu noktada;

dikkatinizi çekmek isterim ki..

Vatandaşlık verilen bu muazzam kitlenin, çocuklarından..

Henüz hiç bahsetmiyorum, değerli arkadaşlar..

Yani;
bu nüfus farkı giderek, Rumların lehine açılmaya devam ediyor,

Tekrar RUM KESİMİ'nİN UYGULAMASINA DÖNERSEK..

vatandaşlık konusundaki uygulamalarını..
asla tartıştırtmıyorlar..

kendi politikalarına uygun,

ama kendilerinden olmayanı değil..

En azından din bağı olan,

en azından Yunanistan kökenli veya Pontus kökenlere ağırlık vermek suretiyle,

bu yöntemi kolayca uyguluyorlar..

Öte yandan;
eldeki belgelere bakıyoruz,

nufus oranları yüzde 20' ye yüzde 80 olarak gözüküyor..

Oysa ki;
bir dönem bu oran; 70’e 30 civarlardaydı..

Yani demek oluyor ki,
aleyhimizde bir gerileme söz konusu olmaktadır..

Ama
BU GERÇEĞİ
MÜZAKERE MASASINDA,

BUGÜNE DEK sn. AKINCI..

MAALESEF ve her nedense,
dile getirmiyor..

SN AKINCI,
TAM AKSİNE MASADA,
BİZİM TARAFIN
NUFUSUNU
OLDUĞUNDAN DA AZ,

YANİ 220 BİN KİŞİ OLARAK KABUL EDEREK..

TOPLUMUMUZUN
RUM' UN KARŞISINDA,
TAHAKKÜM ALTINA GİRMESİNE,

HİÇ BİR İTİRAZI OLMUYOR..

Öte yandan;
bilindiği üzere,

Kıbrıs’ta
Türk nüfusunun artması
her zaman Rum yönetiminin korkulu rüyası olmuştur...

Bu nedenle, yıllardır uluslararası alanda
“İşgalci Türkiye adaya nüfus aktarıyor, adanın demografik yapısını bozuyor”
temalı bir kara propaganda yürütmektedir..

Bu propagandalarını güçlendirmek ve inandırıcı hale getirmek için,

içimizde de işbirlikçilerini ve ödenekli ajanları kullanarak, yoğun bir propaganda yapmaktadır..

Nitekim bunda başarılı da oldular..

Çünkü işbirlikçiler,
aynen Rumların yaptığı gibi..

“Türkiye adaya yasadışı nüfus taşıyor, adanın demografik yapısını bozuyor”

iddiası ile
Lahey Adalet Divanı’nda dava açacak kadar ileri de gittiler..

Ne var ki,
bunu yaparken
1960’da
350 bin olan Rum nüfusunun

bugün üçe katlanarak
1 milyonu aşmış olmasından
hiç rahatsızlık duymadılar,

bunu dile getirip şikayetçi olmadılar…

Sn. Akıncı ise,
bir tek kez bile bunu dile getirmedi...

Rum nüfusun
1 milyona dayanmasından şikayetçi olmadı..

Kaldı ki;
Rum yönetimi,

1964’den 1974’e kadar
Kıbrıs’ta görev yapan

tüm Yunan askerlerine ve ailelerine
vatandaşlık hakkı tanıdı…

Bunlar yüzbinlerle ifade ediliyor…
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür..

Sovyetler’in çökmesinden sonra 100 bine yakın
Pontus Rum’unu
Güney’e getirip vatandaşlık verdi…

yüzbinlerce Rus’a Arab’a, Filipinli’ye de
vatandaşlık verildi...

Çünkü nüfusun güç demek olduğunu,
ekonomik kalkınmaya katkı demek olduğunu,

100 -200 bin kişinin
kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir ekonomisi,
güçlü bir ordusu
olamayacağını biliyorlar…

Çünkü;

daha fazla nüfus,
daha fazla tüketim,
daha fazla üretim,
daha fazla iş gücü,
daha fazla vergi,
daha fazla asker,
daha büyük pazar,

daha dinamik bir ekonomi demektir…

Nitekim; bu bağlamda
Tabipler Birliği’nde yapılan bir toplantıya katılan sn. Akıncı..

KKTC Cumhurbaşkanı olduğunu unutarak,
resmi rakamlar yerine...
Hayali,
gerçek dışı rakamlar ileri sürerek..

Nüfusumuzun artmasından rahatsız olduğunu,

bu durumun varlığımızı
ve haklarımızı
yok ettiğini dile getirmiştir..

Akıncı konuşmasında,
İçişleri Bakanlığından
3.5 yıl önce
görüşmelerde sunmak için aldığı nüfus rakamının,

220 bin olduğunu...

Ancak bu rakamın,
bugün 350 bin’e çıktığını,

vatandaş sayımızın son 3.5 yılda 130 bin kişi arttığını..

Öte yandan;
343 bin kişinin
KKTC kimlik kartı sahibi olduğunu da iddia etmiştir...
Ancak;
KKTC kimlik kartı olan
bu 343 bin kişinin

en az 100 binin
yurt dışında yaşayan
Kıbrıslı Türkler olduğunu özellikle gizlemiştir..

Halbu ki;
bilindiği üzere,

yurt dışında
çoğu İngiltere,
Avustralya ve Türkiye’de olmak üzere..

600 bin civarında
Kıbrıs Türkü yaşamaktadır..

Peki ama,
bu gerçeğe rağmen,

Akıncı bundan niye rahatsızlık duymaktadır?

AKINCI’NIN verdiği RAKAMLAR GERÇEK DIŞIDIR..
Nitekim,
Akıncı 2016 görüşmelerinde,
Rum tarafına,
nüfusumuzu 220 bin olarak bildirmiştir..

2011 resmi nüfus sayımında, nüfusumuzun 286.257 olduğunu..

2016’ya kadar
geçen 5 yıl içinde
nüfusumuzun
320 bin civarına ulaştığını, dolayısı ile,
100 bin kişinin eksik bildirildiğini hepimiz bilmekteyiz..

Oysa ki Akıncı;
nüfusumuzu 320 bin olarak vermiş olsa..

Rum tarafının istediği üzere,
1' E- 4 oranındaki
nüfus sayısını tutturamayacağını bildiği için,

220 bin rakamını vermiştir..

Nitekim
Akıncı müzakere masasında;

Rum nüfusunu da 803 bin olarak kabul etmiş

ve böylece

4 Ruma 1 Türk oranının değiştirilemeyeceği konusunda

Anastasiadis ile anlaşmıştır…

Bana göre, İşte salt bu durumdan ötürü bile,
artık müzakere masasında,
Sn Akıncı' ya YER YOKTUR..

Çünkü;
ONUN BU TESLİMİYETÇİ POLİTİKASI İLE,

MÜZAKERELERE DEVAM EDİLMESİ mümkün değildir..

Artık gelinen nokta da
iki ayrı devleti görüşmemiz,

konuşmamız gerekmektedir..
Yani ille de federasyon demekten derhal vazgeçip,

İKİ AYRI DEVLET konusunu, gündem yapmamız gerekir..

Çünkü
gerçek barışı getirecek olan,
sınırları belli iki tane birbirini tanıyan devlet,

GÜNÜMÜZ KOŞULLARINDA,
YEGANE ÇÖZÜM YOLU OLARAK GÖZÜKMEKTEDİR..
***
Önemli olan bir diğer konu ise, GARANTÖRLÜKLER KONUSUDUR..

Bu bağlamda;
görüşmelerin
en başından beri,

RUM TARAFININ,
garantörlüğün
kaldırılması için,
düğmeye basmış olduğu, bilinen bir husustur..

“Oysa ki,
Garanti ve İttifak Anlaşmaları,

Kuruluş Anlaşmalarının bir parçasıdır..

Uluslararası bir anlaşmadır
ve asla tartışılamaz..”

Rum-Yunan İkilisinin bu konuda ki ISRARI YERSİZDİR..

Buna rağmen;
siz kalkar da,
bu konu 'GARANTÖRLÜK' bizim için tabu değildir derseniz..

İşte o zaman
Rum tarafı da gider,
aksini iddia eder ve bu mesele,

günün sonunda tartışılmalı hale gelmiş olur..

Tartışmaya başlamak demek ise,
kaybetmek demektir..

Siz hiç tartışmayacağınız,
elinizin en kuvvetli olduğu konuyu dahi,

ANLAŞILMAZ BİR TUTUMLA, masaya getir ve konuşursanız..

Günün sonunda elbette ki kaybedersiniz..

Rum Tarafı Güvenlik ve Garantiler konusundan
neden rahatsız oluyor?

Bu Güvenlik ve Garantiler,
Türklere yapılacak olan
herhangi
bir müdahale de
yani,
herhangi bir saldırı anında,

Türkiye’nin o hakkı kullanarak müdahale etmesidir..

Yani,
şayet sizin kafanızda
Kuzey Kıbrıs’a ya da

Türklere herhangi bir saldırı planınız yoksa..
Böyle bir hayaliniz yoksa,

Güvenlik ve Garantilerden niçin rahatsız olursunuz?

Sayın başkan değerli milletvekilleri

Garantörlüğü içermeyen
bir anlaşmanın yapılamayacağına
ilişkin olarak,

KKTC Meclisi'nin
24 Şubat 2010 tarihinde
oy birliğiyle aldığı kararı
hatırlamak gerekir..

Akıncı,
işte bu Meclis kararını çiğneyerek,

garantörlüğü müzakerelerde pazarlık konusu yapmış ve

"Garantörlük çağdışıdır, sürdürülmesi mümkün değildir..

Yerine başka bir garanti sistemi getirilmelidir" diyen

Guterres belgesini kabul etmiştir...

Dahası; kabul etmekle de kalmamış,

Nisan 2018'de Anastasiadis'e,
"stratejik bir anlaşma olarak imzalama"

önerisi yapmıştır..
Bununla da yetinmemiş,
son Berlin zirvesinde bu metne bağlılığını teyit etmiş..

Bu çerçevede
görüşmelerin kaldığı yerden başlamasını istemiş ve

"treni yeniden rayına koyduk" demiştir..

Bu meclis
Oybirliğiyle
9 madde den olusan
bir KARAR ALMIŞTIR..
bu ülkede ki
Hiçbir makamin
almis oldugu karar
milletin yüce meclisinin almis oldugu kararin üzerinde olamaz

BU KARAR ASLA UNUTULMAMALIDIR..

Öte yandan;

yine bu bağlamda,
sn. Akıncı “garantörlük çağdışı” olduğunu ve “AB içinde garantörlük olamayacağı” iddialarına,

niye yanıt vermemektedir?

Bu sorunun cevabı yoktur..

Akıncı’ nın
garantörlük konusunu
pazarlık masasına koyması sonucu..

Türk Halkının kabul etmeyeceğini bile bile,
her gün
“garantörlüğü asla kabul etmeyiz”
demeye devam etmektedirler..

Bu yönde Meclis kararı da çıkarmışdılar…

Bu nedenle de,
çıtayı sürekli yükseltecekler ve son anda da,

“tamam garantörlük hemen değil, 5 yıl sonra kalksın,
ama karşılığında
siz de bir şeyler verin” diyeceklerdir…

Müzakerelerin,
Guterres belgesi temelinde başlamasını da
bunun için istemektedirler…

Çünkü,
O belgede
“Garantörlüğün çağdışı ve sürdürülemez olduğu,

yerine başka bir güvenlik sisteminin konması gerektiği”
belirtilmektedir…

Belli ki Akıncı’nın,
Türkiye’ye,
Meclise ve hükümete

yaptığı bir emrivaki sonucu kabul etmesiyle

Guterres belgesi çerçevesinde
müzakerelerin
yeniden başlayıp
al-ver sürecine girildiğinde..

Rum yönetimi,

garantörlüğün hemen,

anlaşmanın imzalandığı anda iptali talebinden
vazgeçecek ve
güya büyük bir ödün vermiş,

büyük bir iyi niyet ve uzlaşma örneği sergilemiş olacak,

ama karşılığında da mevcut anlaşmanın..

BM ve AB garantisi ile genişletilmesini,

tek yanlı müdahale hakkının iptalini..

Garantörlüğün sadece Kuzeyi kapsamasını ve en önemlisi,

Kuzey’in de
Türkiye’den önce AB’a girmesini ve Güzelyurt’un da

taviz olarak verilmesini isteyeceklerdir…
Bunun karşılığında da
Akıncı’nın içini boşalttığı,

tek bir Türk’ün oyuna indirgediği
sözde siyasi eşitliği kabul edeceklerdir…

Sanki
büyük bir taviz vermişler gibi,
dünya da bize dönüp

“bakın onlar büyük bir taviz verdi,
artık siz de bunları kabul edin” diyeceklerdir.…

Bunun gerçekleşmesi halinde,

Türkiye artık AB toprağına müdahale edemeyecektir,

asker de bulunduramayacaktır, Kıbrıs’la bağı kopacaktır..

Esasen
Guterres belgesinde
bütün bunlar söylenmiştir ve
Akıncı da
Garantörlüğün iptalini
öngören bu belgeyi,
buna rağmen kabul etmiştir..

İşte
kırmızı çizgimiz olan garantörlüğün,

Meclis kararına rağmen pazarlık konusu yapılmasının,
bizi getirdiği
tehlikeli ve zayıf nokta,
ne yazık ki budur…

Yapılması gereken

KKTC Meclisi’nin
derhal geçmişte aldığı kararı yeniden teyit eden

Garantörlüğün tartışma ve pazarlık konusu olmadığını vurgulayan

bir karar alarak
garantörlüğün
masada pazarlık konusu yapılmasını önlemesidir…

Garantörlük;
“Bu kırmızı çizgimizdir, görüşmeyiz, tartışmayız” denilmelidir..

Ayrıca;

Garantörlük kalsa bile,

Türk ordusu bir kez buradan çıktıktan sonra,

şartların dayatması halinde,

27 AB üyesini
karşısına alarak

AB topraklarına
askeri müdahalede bulunması asla mümkün olmayacaktır…

Aksi bir yaklaşım,
AB’ın seyirciliği önünde,

Kıbrıs’ın 2. Girit olmasını sağlayacak süreci başlatacaktır.

KALDI Kİ; 15 YILDIR AB İÇİNDE GARANTÖRLÜK VARDIR..
Bütün bunlar bir yana,

Türkiye zaten 15 yıldır
AB içinde Kıbrıs’ın garantörüdür

ve bir sorun da olmamıştır..

Rum yönetimi
2004’de AB’a girerken
Katılım Anlaşması ekinde,

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin imzaladığı
ve AB müktesebatına
ters olmayan
bütün uluslararası
anlaşmalar da yer almıştır

ve bunlar da
Katılım Anlaşması ile
birlikte tek tek

tüm AB üyesi ülkeler tarafından onaylanarak
AB’NİN BİRİNCİL HUKUKU haline gelmiştir…

Yani; tam 15 Yıldır, hiçbir sorun çıkmamıştır…
AB üyesi Kıbrıs’ta
“yabancı asker olmaz” denilmektedir

oysa ki
Almanya örneği ortadır..

Bütün bunlar bir yana,

Rum yönetimi,
zaman zaman,

"“Türk garantörlüğü ama, kalksın
NATO garantörlüğü olsun"… demektedir..

KKTC Cumhurbaşkanının yüksek sesle

bunları her fırsatta görüştüğü
tüm yabancı diplomatlara
ve Rum yönetimine
söylemesi gerekir..

xxxxx
sayın başkan değerli milletvekilleri

son olarak
C.BAŞKANLIĞI' NIN
RAKAMSAL BÜTÇESİ DIŞINDA..

SPESİFİK
BİR KONU OLAN

ÖRTÜLÜ ÖDENEĞİ KONUSUNA DEĞİNMEK İSTİYORUM

DEĞERLİ ARKADAŞLAR...
açık ve net olarak ifade ediyorum..
C.B. LIĞI' NIN
ÖRTÜLÜ Ödeneği Anayasaya Aykırıdır..

Hani mangalda kül bırakmayan siyasetçiler?

Hani nerede Anayasa'yı ağzına sakız edenler?

Neredesiniz?

Anayasa’nın 132.maddesi
ne diyor?

“Sayıştay, kamu gelir ve giderlerini denetler” diyor..

Peki ama örtülü ödenek nerede yer alıyor?

Bütçe Yasası’nda
kamu gelir ve giderleri içinde yer alıyor..

Hangi kurum harcıyormuş bu örtülüyü?

Cumhurbaşkanlığı
bütçesi ile
Cumhurbaşkanlığı kurumu..

Bir proje kalemi oluşturulmuş..

Ne hukuk var,
ne de Anayasa'ya uygunluk..

Adına da,
Cumhurbaşkanlığı Tanıtma ve Enformasyon
Hizmetlerine Katkı Projesi denilmiş..

Üstelik bir de,
'Denetime tabi değil,
diye de,'
ekleme yapılmış..

Milyonlar sorgusuz , sualsiz
ve denetimsiz harcanmış..

İş hesap vermeye gelince, HESAP VERMEK YOK..

Sayın Mustafa Akıncı..

Tam 4.5 yıldır,
Hak, hukuk, adalet, Anayasa dediniz..

Ama 4,5 yıldır bu proje kalemini...

ÜSTELİK 2015 SEÇİM BEYANNAMENİZ DE,

BU HUSUS AÇIKÇA
YER ALMASINA RAĞMEN, kullanıyorsunuz..

Denetim ve kontrol haricinde kullanıyorsunuz,
ayrıca
ödeneğin büyük bölümünün,

size
DESTEK OLMASI İÇİN,

DOĞRUDAN BASININ
BİR BÖLÜMÜNE AKTARILDIĞI İDDİALARI DA,
ORTAYA YERDE DURURKEN..

Böylece,
KKTC Anayasası’na aykırı davranıyorsunuz..
Halbu ki;
tam da aksine,

Sayıştay denetimi,
tüm kamu giderlerini kapsar"

şeklinde bir düzenlemenin,
mer'i mevzuatta
yer almasına rağmen..

Kaldı ki;
az önce de ifade ettiğim gibi,

Anayasanın
bunu emretmesine rağmen..

Peki ama sn AKINCI,

bunu sizin hukukçularınız bilmiyor mu?

Ya siz Sn. Ersin Tatar?

Siz de mi bunu bilmiyor musunuz?

Ya siz,
temiz toplumcu sn. Kudret Özersay?
Sizde mi bilmiyorsunuz?

Hasılı;
Anayasaya aykırı olarak devletin parası harcanıyor..

Devletin parası şahıslara denetim dışı teslim ediliyor..

Anayasaya aykırı davranılıyor..

Öte yandan;
Sn. Akıncı 2015 de
açık ve net olarak;
"..ÖRTÜLÜ ÖDENEĞİN HESABINI,
BU ÜLKEYE KURUŞ KURUŞ VERECEĞİM

KİMSENİN KUŞKUSU OLMASIN!.."
diyerek TAAHHÜT VERİP..

2015 de,
belki de sırf bu söylemine istinaden,

SEÇİMI KAZANIYOR..
Ancak;
bu ülkenin parasını
ne yazık ki;

Hukuk dışı kullanmakta da BEİS GÖRMÜYOR..

Değerli arkadaşlar..

Siz bu hukuk dışı ÖDENEĞİ kullanamaz ve de kullandırtamazsınız..

Hiç biriMiz
Anayasal hükümleri yok sayamaYız..
Hiç birimiz
Anayasayı,
isteyerek çiğneyemeyiz..

Unutmayın ki;
hiçbirimiz
Anayasının üzerinde de değiliz..

Bu yanlıştan derhal dönülmelidir..

Cumhurbaşkanı'nın
örtülü ödeneği ya derhal kaldırılmalı..
Ya da
Sayıştay denetimine tabi tutulmalıdır..

sn. Akıncı zaten ,

ÖNÜMÜZDEKİ
CB SEÇİMİNDE,
TUTMADIĞI SÖZÜNÜN HESABINI
HALKA VERECEKTİR..

Tarih : [ 12/12/2019 9:59:11 PM ] Okunma : [ 11 ]